iyi değilim blog. hatta son dört yıldır daha kötü hissettiğim zaman yoktur, varsa da çok nadirdir. kafama bok falan düşmüştür yani. neden kötüyüm? sayayım...
YOĞUNLUK
manasız bir yoğunluk var. ama "manasız" gerçekten yani. çok fazla dersim var ve hepsi ayrı angarya.
pazartesi fizik, normalde insanı yormamalı. her ne kadar nefret de etsem yani ulan fizik en nihayetinde. gel gör ki hocası sapık olunca... ulan dersleri ayrı eziyet labları ayrı eziyet çalışması ayrı eziyet sınavı ayrı eziyet...öyle bir adam düşünün ki, ağzına kadar dolu olan göt kadar sınıfta kapı pencere kapatsın ve sınıftan kimsenin hiç bir şey anlamadığı bir şeyler anlatmaya başlasın. (kolay fizik abartıyon yeaaa diycek olanları bir dersime beklerim. hatta aramızdaki fizikçiler ve kendini fizikçi hissedenler de çok fazla bir şey anlamayacaktır, bunu garanti ediyorum yani)neyse çok anlatılacak şey var o adam hakkında ama pazartesilerimi zindan ettiğini bilin gerisi mühim değil. pazartesimi değil fakat pazarımı mahfeden başka bir ders var ki, software architectures and designs. bu ders, yalan olmasın, çok sağlam bir ders. nedir peki? ödev. ulan başlicam ödevine yeter be. ne istediği de anlaşılmıyor ki adamın. saatlerce yapıyorsun ödevi yapabilirsen yani.
salı günkü dersim bu dönemki iki işe yarar dersimden biriydi, bıraktım dersi. neden? çünkü sapık bir kitap dayatması vardı derste. hocadan az çok anlıyorsun, ders bitiyor, 2.21 i yapıyorum. 2.28 i yapıyorum. mail atıyor 3.19 u yapın labda onu işlicez. yapamıyorsun ne yapılacağını bilmediğin için, sıfır alıyosun. kitap desen hiç bir yerde yok. neyse hadi attık onu...
çarşamba. logic design. WHY?!? ulan mikroçip tasarlamicam ki ben... CE kodlu dersi neden okutuyorsun bana... onun ödevleri ayrı sapık. milyonlarca soru, çöz hepsini hadi.
perşembem boş.
cuma. aman tanrım o cuma.. o CUMA!!! ulan tiksiniyorum ya. dersler güzel, derslerle bir alıp veremediğim yok fakat hocalar... fakat asistanlar... ilkine zaten bir hoca giriyo, adamın adı çıkmış. herkese random aa ba bb verip geçiriyor. bunu bilsen de yine içinde bir pislik oluyor yani "lan ya bırakırsa" diye. bu dersin bir de projesi var. böyle zibilyon tane diyagram çizeceksin, her hafta meeting report teslim edeceksin, meeting yapmamış olsan bile. her grubun bir main meeting reportu var bir de herkesin personal meeting reportları var. evet personal meeting report eksik olursa gruptan puan düşülüyor. asıl eğlenceli tarafı ise şu ki, BÖYLE BİR PROJE YOK! BÖYLE BİR TOPLANTI DA OLMUYOR! tamamen hayali. tamamen angarya. ve zaten geçen sene gördük bu dersi, bildiğin aynı ders. hatta aynı projeyi yapıyoruz. bütün zamanımız milleti kovalamakla ve meeting report "uydurmakla" geçiyor. diğer ders? diğer ders için de hoca "yeaa en düşük not ba olur bu derste merak etmeyin" falan diyor ama yine aynı yusuf yusuf yani. bunda da ayrı proje var. bunun projesi o kadar sıkıntı değil, zırt pırt rapor da götürmüyoruz. bunun asıl olayı, ödevleri. en son ödev tam teşekkürlü browser yapmaktı, yaptım ve adam 90 vermiş yani. zahmet etmişin mna koim diycem yarın gidip. ulan zaten üç tane ödevi yollamadım, bari 100 ver.
onun dışında italyanca kaldı. nispeten en rahat dersim ama onda da sınıfımdan tiksiniyorum.
one more page. yeni müzik grubumun adı blog. vokalimiz yok ama idare ediyoruz şimdilik. yine vakit ayırmam gereken başka bir mevzu kendisi. yapmak istediğim bir şey fakat, bütün cumartesim gidiyor resmen, ayrıca pratiği osu busu derken.. öhf.. bundan memnunum ama..
fbkt. insanlar çok fazla şey ister oldu blog. ulan fbkt böyle bir şey değildi ya. asıl ikinci dönem napıcam bilmiyorum, conlar başlicak. umarım ikinci dönemim bu kdar saçma değildir, dersler açısından.
YALNIZLIK
şimdi benim asıl zarar gördüğüm mevzular silsilesinden bahsedeceğim.
hani benim olmak üzereyken olmayan ve manasızca olmayan bir mevzum vardı hatırladın mı blog? bu dönem içerisinde olanı diyorum (böyle şeyleri sık yaşamamalı insanlar) işte o bana tahminimden daha fazla zarar vermiş sanırım. yani dört senenin sonunda "oha tamam buldum sanırım" dedikten sonra... üstelik hemen ertesi günü, ne kadar yakın arkadaşın varsa "biz sevgili yaptık! oley! çok mutluyuz!" diye etrafında gezmeye başlarsa. baya gökdelenden bırakılmış, betona çakılmış gibi hissediyorsun. yetmiyor, insanlar üstüne basıp geçiyorlar.
bitti mi? bitmedi.
etrafımda çok saçma olaylar görmeye başladım blog. yani gerçekten insanlar bir garip. etrafımdaki herkesi güldürüyorum bir şekilde ve herkes beni "negadar iyi bi çocug laaan" olarak görüyor. görüyor da, malesef iyi çocuklar hep yalnız kalıyor blog. ortamın soytarısı, loserı oluyorsun. ne kadar orospu çocuğuysan o kadar mutlusun. legal sınırlar içerisinde karşındakine ne kadar aşşağılık davranırsan, o kadar seviliyorsun. gerçekten doğa insanı manasız bir şekilde aptallaştırmaya çalışıyor. aptal insanlara üreme şansı veriyor, zeki insanlar yalnız ölüyor.
iyi çocuk olup, iyi eş bulan şanslı azınlıktan olmak isterdim fakat şimdiye kadar pek şansım yaver gitmedi blog. kısmet falan diycem de, artık çok umudum da kalmadı zira kendimde uğraşacak, çaba gösterecek gücü bulamıyorum. en son bir kızdan biraz hoşlandım, tanışmamızın toplamda 25.dk sında bana eski sevgilisinin ne kadar orospu çocuğu olduğundan bahsetmeye başladı. üzülecek takatim bile yok gerçekten blog.
gökhan da gitti, evde yalnız kaldım. yeryüzündeki en yalnız insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum blog. lan yaşadığım apartmanda bile benden başka kimse yok. bir tane teyze var. öf.
bu kadar şeyin üstüne insan oturup biraz nefes almak istiyor blog. hatta uzuuun bir süre sadece, sadece uyumak istiyor. fakat çok fazla yapacak iş var. şu an bile aslında meeting report yazmam gerekiyor. mal mal oturuyorum pc başında. birazdan da yatıcam.
galiba hayatın bir şekilde bana "al ulan, okul açılsın açılsın dedin al san okul, al sana kış. yalnız yaşayayım istedin, al dibine kadar." deme şekli de, elinin ayarını sikeyim o hayatın da yani.
gereçekten şu an yaz gelsin istiyorum. mevsimle falan alakası yok, nefes almaya ihtiyacım var sadece. uzun bir süre ama yani.
neyse blog, yatayım artık.. ciao...
Friday, December 04, 2009
never enough time to stand there and rot.
Posted by DhargaN at 12:41 AM 6 comments
Sunday, November 01, 2009
Hayatın espri anlayışı bir garip...
naber blog? beni soracak olursan idare eder işte...
bugünkü blogumuzun ana teması koltuklar ve karpuzlarla ilgili. evet ben yine şuursuz bir şekilde zibilyon tane sorumluluk aldım ve almaya devam etmekteyim.
Operating Systems dersinden çılgınlar gibi sıçıyorum. iki quiz, iki sıfır. hoş ilki hocanın terbiyesizliğiydi ama ikincisi benim terbiyesizliğim sanırım. neyse %1 civarında her quizin değeri o yüzden hala kaybedilmiş bir şey yok ama... kitabı yok kodumun dersinin blog. teyzeme söyledim, amerikadan aldı verdi kargoya. bekliyoruz bakalım, en kısa zamanda gelir inşallah.
AIESEC hayallerim yalan dolan oldu. geçen hafta bir ingilizce sınavına soktular, bir insanın ingilizce bilgisini bu sınavla ölçemezsin. ölçemezsin yani. bildiğin böyle, sözlükten kelime bakmışlar "dur olm kazık kazık soralım yapamasın ibneler ıs ıs ıs ıs" diye hazırlamışlar. Ulan ben de bekliyorum hani, gramer bölümü olur, essay bölümü olur, reading bölümü olur boşluk doldurursun falan... harbiden ingilizce sınavı bekliyorum yani... 50 tane soru koydular önüme ama bu kadar cins sorular olabilir... 32 doğru cevap gerekiyormuş 29 la kalmışım ki ben taş patlasa 10 yanlış bekliyordum. bir garip blog, bilemiyorum. olan 55 kağıda oldu. neyse...
FBKT nin ilk toplantısını yaptık geçenlerde. "FRP nedir?" başlığı altında konuşma yaparsam bir daha iki olsun blog. ulan FRP hakkında çok çok az fikri olan bir grup insan bana bakıyor ne anlatacak diye ama... ulan bir yerinden tutsan öbür yeri açık kalıyor... baya bir "sıçtım" yani fakat toplantının devamında toparladım epey. Ben pek beğenmesem de, insanlar güzel bir toplantı olduğunu söylediler. hadi bakalım...
asıl orda yeryüzündeki en sevimli yaratıklardan biriyle tanıştım ki... epey bir samimi olduk ilerleyen günlerde hatta "bu sefer oldu sanırım" dedim ama... FBKT nin tanışma toplantısında (bilgilendirme toplantısı değil, tanışma toplantısı. alsancakta yaptık, 30 kişi falan vardı. mekan ayarlamam gerekti. güzel idare ettim ama o konuda kendimi takdir etmeden geçemeyeceğim.) sürekli beraberdik. sürekli dipdibeydik. yani o elektriği hissedersin ya... adı konması kalmıştır işin... "eheroy eheroy" diye o gün toplantıdan ayrıldım, küpçük ve denizle bişiyler içtik, eve gittim. mesaj yazayım dedim. yazdım... ulan, o sürekli sevimlilik yapan kızdan eser yok. buz gibi bir cevap. üstüne belki ben yanlış anlamışımdır diye iyi geceler diye mesaj attım, ona da cevap yok... daha sonra, bir tanıtım oyunu oynattım ona geldi. (o oyun da ayrı boktan oldu ya, hayırlısı...) bir soğukluk yok, ben uzak durdum bu sefer. sonra çıktık, denizle kanal-izasyona gittik (çok güzel film bu arada. mutlaka gidilsin yani.) film başlarken bir mesaj attım, işte nasıldı oyun beğendin mi vs. vs. cevap geldi "hepimizi öldürdün çık çık çık" diye... (çok sıkıldım blog... D&D oynatmak hiç bana göre değilmiş...) neyse işte, geyik şakalar falan bir mesaj attım sonunda da cidden var mı söylemek sitediğin bişiy oyunh akkında dedim. bir süre mesaj gelmedi. film böyle araya girecekken mesaj geldi "birkaç eksiklik vardı aslında onun dışında güzeldi eğlendik" vs vs dedim neymiş o eksikler.. (böyle soğuk değil yani baya "bak bak bak neymiş o eksikler ehereroy ehereroy" diye yazdım. bir süre cevap gelmedi. sonra gelen cevap "sonra anlatırım olur mu"... olur amına koyayım olur, sonra anlat.. anlatma hatta. komple soğudum bu ilişki zırvalıklarından blog. yok hoşlandı mı yok ne demek istedi yok kıl yok tüy yok yün... yeter arkadaşım eksik kalsın...
yaşadığım bir diğer boktan olay ise şu ki blog... okuldan dönüyordum. hatta italyanca dersinden çıkmıştım işte yürüyorum ufak ufak. bir baktım bir kalabalık var ileriye doğru ama bir şey var orda yani... merak edip yürümeye devam ettim. kalabalığın yanına varınca kafamı uzattım, bir de baktım yerde bir ceset var, eli gözüküyor diğer kısımlarını örtmüşler. noluyor dedim... ilerledim, bir duraktan öteki durağa kadar kan izi, şerit halinde böyle... şeritin sonunda da bir motorsiklet, devrilmiş. bir de minibüs var dibinde. motorsikletin üzerinde "kırmızıhan" yazıyor. ceset, bir senedir bizim eve pide getiren kurye oğlan. lanet ettim blog. sonradan öğrendim ki, elemanın ehliyeti yokmuş. kasksız geziyordu zaten onu da hatırlıyorum. bir süre kapalı kaldı kırmızıhan, sonra açtılar tekrar. yeni kuryeye bakıyorum kasklı. e bir zahmet... allah rahmet eylesin...
hep kötü şeyler olmadı tabi blog, iyi şeylerden de bahsedeyim biraz. bu sene en iyi giden dersim,alakasız bir şekilde fizik. quize girdim ve kesin 100 artık bu sefer... italyanca quizi de epey iyi geçti, ondan da "en az" 85 bekliyorum. ödevler lablar falan iyi gidiyor, dersler konusunda telafi edilemeyecek bir şeyim yok yani kısacası.
çok sağlam bir heavy metal grubu buldum. manyak gibi iron maiden çalyoruz. vokalimiz yok, o da bulunur sanırım en kısa zamanda. grubun en güzel yanı, elemanlar çok kafa ve "çalıyorlar" yani. ilk stüdyoda davulcu 45 dk geç kaldı falan, dedim heralde yazış bir grup çıkacak. yok, aksine harbiden çok sağlam elemanlar... hayırlısı bakalım, güzel oldu güzel.
başka da konuşacak bir şey yok blog... yukarda yazdığım şeyler hakkında durum değerlendirmesi yapacak olursak:
- operating systems dersi adam edilecek
- vizelerden sonra bir whitewolf oyunu yazılacak, durum toparlanacak.
- karı kızdan uzak durulacak
- yazın adanaya gitmemenin bir yolu bulunacak
- program yapılacak (hatta bunu "publish post" dedikten sonra yapacağım sanırım.. yoksa olacak gibi değil...)
- o programa uyulacak (indeed.)
blog dismissed.
Posted by DhargaN at 10:02 AM 2 comments
Sunday, September 27, 2009
Obfuscate Within
Standard Powers
- • Cloak of Shadows [1]: Remain hidden so long as you do not move
- •• Unseen Presence [2]: Become invisible to others so long as you do not attract attention
- ••• Mask of a Thousand Faces [3]: Change your appearance and mannerisms to mimic someone else
- •••• Vanish from the Mind's Eye [4]: Disappear right from in front of someone
- ••••• Cloak the Gathering [5]: Extend your Obfuscate powers to others
Posted by DhargaN at 6:39 PM 3 comments
Thursday, August 27, 2009
Comment.
Ne oturacak ne parka inecek halim vardı lan. Çekiç çağırdı gel muhabbet var diye, yataktan kalkıp gittim (kim yapar lan böyle bi kıyağı amk). Fekat barışla hasan salıncakta sallandıkça benim kafa da sallanmaya başladı, sanırım yatıp tekrar kalkınca daha bir boka sardı benim kafayla mide. Dayanmanın son raddesine gelip kalktım, siz parka gittikten 4-5 dakka sonra da bi banyoya gideyim de kusayım dedim. Kustuktan sonra aman bulantı tekrar gelmesin diye hemen uyudum.
İkiii ve asıl önemlisii. O meselede ben kıla katılıyorum, ayrıca çekicin tavrı şöyle böyle onu geç sen. Orada ne konuşuldu tam bilmiyorum, orada otururken de pek vakıf olamadım ama özünü tahmin edebiliyorum. Çekiç şöyle anlamıyor, çekiç böyle dinlemiyoru bir kalem geç. Nokta şu, sen eleştirildiğinde uzaklaşıyorsun. Yani ben fraudla sana boşuna butt buddy demiyorum. Frauda no offence elbette bu noktada. Ortamda seni öyle ya da böyle eleştiriyoruz bir çoğumuz, sen de görece sana kim laf söylemiyorsa onun yanına doğru çekilmektesin. Bu sözüm bir eleştiri değil, çünkü bu anlaşılabilir bir tutum. Ki fraud da buna benzer bir kelam etmişti o gece, çok eleştiriyorsunuz, o da uzaklaşıyor gibisinden. Çekiç hangi motivasyonla yapıyor bilemem, lakin kılla benimkini üç aşağı beş yukarı biliyorum -kılınkini de eskiden anlayamazdım ama artık anlıyorum-.
Fraud'un söylediği bir şeyi daha hatırlıyorum, "adam ilk kez yalnız yaşıyor, ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor üzerine gidilmemeli" gibisinden. Evet geçen sene aynısını ben de söylemiştim, ancak burada alınacak tavır, insanın arkadaşlıktan ne anladığına göre değişir.
İki tane abartılı kutup düşün (bunlar anlatmak istediğimi anlatabilmem için abartılmış karakterlerdir, aramızda herkesin "ben öyle mi yapıyorum aq malı" demeyecek kadar akıllı olduğunu biliyorum), iki tarafında dursunlar. Biri sürekli "sen ne mal adamsın aq bu böyle mi olur, o iş öyle olmaz, şu da yanlış bu da noksan" diye yardırsın. Bir tarafında da "aynen kanku, aynen kardeşim, good for you" diyen biri bulunsun. Eğer ben insanoğlunu tanıyorsam ikincisine gider. İkisi de arkadaştır oysa, lakin hiçkimse kendi hatalarını başkalarının göstermesini istemez, gösterildiği zaman düşmanlık algılar. İki kutup da arkadaşlığın gereğini yaptığına inanmaktadır, biri yanlış gördüğü şeyleri vurgular, öbürü ise ihtiyacının desteklenmek olduğunu düşünüp destek atar.
Şimdi kabaca bir gözlemle, aslında fraudun yaklaşımı daha doğruydu diyorum. Madem öyle, ona göre davranmak da işin gereği olsun. Kaldı ki zaten ben bir süredir nispeten daha az uğraşmayı seçtim seninle, durumun böyle olduğunu sezmişimdir belki, sosyal konularda sezgilerim berbat olsa da. Ya da kendi derdime düşmüşümdür ondandır, bilemiyorum şimdi.
Neyse diyeceğim şu, sen öyle olmadığını düşünsen de, hepimiz seninle arkadaşız, x ya da y şekillerde senin iyiliğini istiyoruz. Uzak durmak çözüm değil, lakin bunu da senin seçimine bırakmak durumundayız elbette. Öptm kibbbbbb
Posted by DhargaN at 12:29 PM 1 comments
I did it.
Selamlar sana blog!
Posted by DhargaN at 2:02 AM 4 comments
Sunday, July 19, 2009
Wunderbah!!
Naber blog? Bu aralar çok sık görüşür olduk gerçekten.
Bugün çok garip bir gündü. Natalie ile Fanta Gençlik Festivali'ne gittik. İşte önce otobüse bindik, sohbet muhabbet falan... Sonra Fuar'a vardık. Olm çogzel yermiş lan. Geçen sene intibak bokuna hiç gezemedim İzmir'i ama bu sene affetmicem.
İşte önce biraz gezindik. Sonra iskender yedik ama yediğim en berbat iskenderdi... Merak ediyordu hatun "iskender nasıl oluyor" falan diyip duruyordu. Çok güzel tüyleri olan kocaman kediler vardı. Çogzellerdi onlar da.. Neyse efendim konser başladı. İlk olarak Pinhani çıktı. On numara konserini verdi Pinhani zaten Akın Eldes çalıyordu. Asıl Düğün Dernek diye bir şarkıları var, açıp dinlemeyeceğim ender Pinhani şarkılarındandır ama canlı olarak bir yaptı adamlar... Hayran kaldım.
Sonra Ceza çıktı... Ulahn... Hayatımda bu kadar apaçiyi bir arada Adana'da bile görmedim... Hayatımda hiç bu kadar "Ulan bitsin şu" dediğim bir şey olmamıştır yani... Sonra Kenan Doğulu çıktı. Yani öyle açıp dinleyecek kadar sevmem Kenan Doğulu'yu fakat işini iyi yapan bir arkadaşımızdır kendisi. Yılların şarkıcısı adam. Son albümünden şarkılar çaldı ama ben bile bu kadar boktan söz yazmıyorum. Buna inanabilirsiniz yani. "Ne yaptın sen Kenan?" dedim içimden (en nihayetinde kötü sözlü aşrkılar yapan bir insan değil) fakat müzikle gene kurtarıyordu herif bir şekilde. O değil de "Bugün pamuk kalbinden taşınıyorum" şarkısını orkestral bi havada yaptı herif... Lan nasıl güzeldi anlatamam yani. Bittikten sonra da herif çekildi sahneden, Slash şapkası takmış bi gitarist geldi solo atmaya başladı ama herif piskopat gibi çalıyor. Ulan kimdi neydi bilemedim ama muhteşemdi ya. Uzun zamandır bu kadar iyi solo dinlemiyordum. Bir beş dakika sadece solo attı herif.
Neyse efendim bitti konser, saat gece on iki suları... Telefonum hala kapalı olduğundan yarın iyi kıyamet kopacak diye düşünüyordum. Bir yandan da garip bir şekilde "Küpçük'le karşılaşıcam lan sanırım" diyordum içimden. Neden diyordum hiç bir fikrim yok. Baya bir yürüdük, sonra otobüse bindik. Bir baktım Küpçük. "Ben de sana geliyordum ama telefonun kapalı haber veremedim" falan dedi adam. Yanında da Sinem diye bir hatun. İşte biz de o sırada Natalie ile Highway diye bir bar var oraya gidiyoruz, onlar da katıldı bize. Ben de ilk defa gidiyorum Highway'e, güzel bir yer midir bilmiyorum.. Güzelmiş ama... Baya güzelmiş... Şarapları da oldukça kaliteli. Whiskey içecektim fakat fazla pahalıydı.
Ordan da çıktık işte bize gidiyoruz. Natalie evine geçti, biz de bize geldik bizde biraz muhabbet ettik. Şimdi yatıyor herkes, ben de yazıyı bitirip ya şu bir türlü çalıştıramadığım kodla uğraşacağım ya da yatacağım. Sabah bit pazarına gidelim diyorlar fakat uyurum sanırım ben ya. Altıda kalkılır mı ulan saat zaten dört buçuk.
Bu arada ortam loglarını okudum da, benden umutlu olmayan arkadaşlar gördüm. O arkadaşlar ki hergün ne cevizler kırıyor yani.. Öf... Haklı olarak yadırgıyorlar tabi...
Ulan arkadaşım delirtmeyin beni ama... Öyle slutty bir hatun değil diyorum fakat gel gör ki süper muhabbeti var ve çok zeki bir hatun. Ama hayır! Nefes alıyor, yabancı ve iletişebileceğin bir konumdaysa affetmeyeceksin! Lan bir gidin ya...
Şimdi yatacağım sanırım.
Good evening. (bloodlinestaki prince gibi)
Posted by DhargaN at 3:55 AM 3 comments
Tuesday, July 14, 2009
Su istiyorum.
Hayırlı sabahlar blog. Naber? Benden de fena değil işte. Susadım biraz.
Geçen perşembe yalnız başıma Kipa yapayım dedim. Ertesi gün sütlaç yapacaktım, malzeme falan dalmam gerekiyordu. Gittim.
Labdan çıkmıştım.
Bu arada o lablar konusunda da çok garip hissetmekteyim blog. Eskiden, kendimi kurtaracak kadar yapardım labı. Asistanlarında itelemesiyle 70-80 artık ne olursa alırdım. Şimdi öğrendim artık, hoca ne diyorsa oturup yazıyorum. 100. Hatta ikinci labın cevabını istedi solution olarak sitesine koydu adam. İyi, güzel, nedir problem? Şu. Bir labı bitirdiğin anlaşıldığı anda her taraftan USB stickler uzanmaya başlar.
Bu arada Arkadaş neyini öğrenemiyor insanlar bunun anlamış değilim. Sınıfta normal bir bilgisayar kullanıcısından daha az bilgisayar kullanmasını bilen, tek kelime kod yazamayan, sırf kopya ve yalakalıkla sınıf geçen tipler var. Bir kısmının not ortalaması benden yüksek. Bu adam mezun olunca ne olacak? Benimle aynı kefeye konacak. Hatta not ortalaması benden daha yüksek, belki benden daha çok adam yerine konacak. Sonra ne olacak? Adam hiç bir bok bilmediği için işi beceremicek. (yanlış anlaşılmasın ben de yaladım yuttum demek istemiyorum, nitekim ben de bir bok değilim şu anda fakat inanıyorum ki iki sene içerisinde belli bir seviyede olacağım) Adam işi beceremeyince ne olacak? "IEU mezunu mühendisler yazış". Ben böyle adaletin içine sıçarım blog. Hoş benim dediğim sadece not ortalamasına bakan ÖSYM zihniyetli işverenler olacaktır ama.. Olsun ulan! Ya da olmasın..
Neyse ne diyordum..
USB stickler evet. Ulan millete versem kodu, yukarda bir ton sövdüğüm şeye destek vermiş olacam. Ayrıca vermediğim insanların da hakkını yemiş olacam. Vermessen de kötü adam oluyorsun. Bir gün kod verdim, herkes adımı öğrendi, ertesi gün hal hatır sorar olda mna koim. Ulan bir senedir burdayım ben? Neyse sanırsam vermemek en güzeli. Her türlü vicdan yapacaksam, bari kendimle çelişmeden yapayım. Kodu yazar, sonra aynen "acelem var kaçtım kanka" ayağı...
Neyse efendim kipa diyorduk. Gittim. Burger King'de bir Steakhouse yiyeyim dedim. Ne zamandır yemiyorum. İşte sırada beklerken melaike gibi bi hatun gördüm. İşte yalnız başına sanıyordum, meğer yanında kardeşi varmış. Ben böyle bir dikkatini çekerim de bir bakar falan diyerekten ara ara kesiyorum fakat sanırsam dikkatini çekemedim. Neyse efendim. Kızın karşısındaki masa boştu ama artık brontozorluk etmeyeyim diyip böyle karşı masaya ama tam karşısındaki sandalyeye değil de yan sandalyeye oturdum. Sağa dönünce kızı görüyordum bu durumda, karşımda değil.
Şimdi buraya kadar okuduklarınıza dayanarak bu anlatacaklarımın bu kızla ilgili olduğunu sanıyorsun değil mi blog? Halbuki değil. Ben o şekilde oturunca karşıma böyle bar şeklinde bir masa alıyorum. Bildiğiniz bar. Alt kısmı görünüyor, yerden biraz yüksek vs. Bar lan işte. Barda bi hatun, karşısında sevgilisi, yanında arkadaşları vs... Hatunun altında giyilip sokağa çıkılabilecek en kısa etek.
Buraya kadar okuduklarına dayanarak da "olm karıda bi bacak vardı var yeaa mehehehe" şeklinde barzoluk yapacağımı sandın değil mi blog? Allah senin belanı versin blog. Ulan kaç senedir yazıyorum sana, hala tanımadın mı beni? Öf be. Değil blog, değil. Mevzu o değil (güzeldi gerçi o ayrı da.. neyse..)
Asıl olay şu ki, hatun durup durup bana bakmaya başladı. Benim aklım sağdaki hatunda olduğundan dikkat etmiyordum. Sonra hatunun beni kesmediğini, direkt baktığını farkettim. Karşısındaki sevgilisi de aval aval patates yediriyor kıza. Ben de kıza baktım bir süre, biraz da şaşkın bir ifadeyle. Lan baktım kız bişiyler yapıyor. Kız bacağını açtı oturdu blog. Evet, enteresan. Sevgilisi, arkadaşları bir şeyler diyor, arada onlarla ilgileniyor sonra ilgi kendisinde değilken bana bakıyor suratında acayip bir ifade var. Lan rahatsız oldum artık. Başka tarafa da bakamıyorsun ki, tam karşında yani. Gereğinden fazla şey gördüm diyeyim blog. Neyse Yemeğimi yedim kalktım. Diğer hatun çok tatlıydı ama blog.
Demem o ki bu hatun milletinden korkulur blog. Hatun bunları yaparken sevgilisi KARŞISINDAYDI!! Öf... Neyse...
Ezan okunuyor... Beş oldu lan saat.. Neyse devam edeyim...
Kipa'ya girdim. Sütlaç malzemesi arıyorum. Pirinç unu ve vanilya bulmam epey sürdü ama sonunda buldum. Kipa'da aradığın şeyi bulamamak sux blog. Çatladım yani. Neyse buldum ama sonunda herşeyi, dediğim gibi. Sonra düşündüm, evde yeterince kase yok. Gittim kase alıcam. Kaseler var orda dizmişler. Seçiyorum. Beş tane seçtim. Ulan geri döndüm bir baktım araba yok.
Sabahtan beri bulana kadar göbeğimi çatlatan malzemeler bir kenara dursun, bir daha telafisi olmayacak notların olduğu defter de o arabadaydı. Ulan nasıl panik yaptım anlatamam blog. Kesin dangalağın biri kendi arabası diye aldı gitti. Yakın çevreye koşturmaya başladım. Bir beş dakka rahat araba aradım. Milletin arabasının içine bakıyorum böyle bu mu benimki falan diye. Sonunda şans eseri buldum ama Kipa dediğin kocaman market blog, öyle böyle değil. Harbi harbi bulduysam şansımadır yani.
Neyse aldım malzemeleri eve gittim.. Ulan su ya.. Neyse bitiriym de gider içerim...
Ertesi gün, sütlaç yapmaya başladım. Bir önceki entryde yazmıştım nasıl olduğunu. Çikolatalı sütlaç! Tıpkı mantar yerine sosis konan körili tavukta olduğu gibi buna da "olmaz" demişlerdi fakat.. On numara oldu blog. Başta böyle "lan şekeri fazla kaçtı ya" falan dediysem de hakkaten tekrar yiyince.. Daha ne olsun.
Sütlaç bitince dedim alt kattaki alman komşuya da götüreyim. "Tırediyşinıl Törkiş Dizört.. Vit Çaklıt..." Götürdüm kapıyı çaldım, kimse açmadı. Bir saat sonra tekrar gittim. Hatun açtı, dedim işte böyle böyle, tatlı yaptım getirdim. "Sıkıntıdan yaptık işte mehe mehe mehe " dedim. Sonra hatun "madem sıkılıyorsun bir yerlere çıkalım, ben de sıkıldım hem?" dedi. "Buralarda bilmiyorum bir yer ben" dedim. "O zaman biraları alıp evde içelim" dedi, olur dedim. Gittim bira aldım. İşte oturduk. Çok az türkçe biliyor hatun. Saat yedide gittim, eve döndüğümde gece ikiydi. Baya bir konuştuk. Hatta Pinhani konseri var 18'inde, Fanta Gençlik Festivali dahilinde. Ona gidecez beraber. Bir de döner yemek istiyorum dedi, döner yemeye götürecem. Benim de canım döner istedi lan. Neyse. Valla yalnızlık iyi güzel de blog, insan zaman zaman yüz yüze konuşacak adam arıyor. Öte yandan "Lan ingilizcem var ama yabancı bir yerde sağlam sıçarım sanırım" diyordum ama, hiç zorluk çekmedim. Kız da "senin ingilizcen ne kadar güzel" falan diyince mutlu oldum. Evet. Bira sux ayrıca.
İki gün sonra, ev arkadaşımın yediği haltın temizlenmesi için teyzem alt komşudan rica etmiş, kadın geldi ev arkadaşımın odasını falan iyce temizlemiş. O içine sıçtığı tabakları çanakları falan bulaşık makinesine götürmüş. Ben de dedim dışarda vakit geçireyim o sırada, hem para falan çekeyim. Dışarı çıkmışken sinemaya gittim. Public Enemies. İşte aldım biletimi. Girdim içerde tekbaşıma oturuyorum, kadına dedim ki en arkadan dokuz numarayı ver. İşte orda oturuyorum. Bir de öyle bir koltuk ki, böyle en arkadaki koltukların bazısının tepesine ışık vermişler. İçerisi de loş, oraya oturunca tependen ışık vuruyor böyle, Arthas gibi takılıyorsun. Yerim güzel falan derken baktım böyle bir genç grubu geldi, bura bizim diyor. Dedim bir yanlışlık olacak J-9 bakın. Adam "burası K-9 ama.." dedi.. Kaldım ben öyle. Ha pardon yanlışlık olmuş o zaman dedim kalktım bir önce geçtim. Yani bir önü de gayet güzel ama, en arka dedik sana kadın. İnsanlar işlerini iyi yapsın blog. Film çogzeldi bu arada.
Çıktım sonra evime gittim işte...
Kendime not, İzmir'de yaz ve Pazar günü ise, Balçova'da sadece teyze oluyor. "İzmir'in kızları" diyip duruyor insanlar. Bir yirmi otuz sene önce gelmek lazımmış buralara hakkaten.
Bir ara Bornova'ya gideyim... Susadım yaaa.. Ha şeyi de söyleyim de...
Berkay'la konuştuk dün, Lost Cafe var az ilerde. Orda çalalım, sen gitar ben vokal, ben mekanı ayarlarım dedi. Olur dedim. Olursa muhteşem olur blog. Şarkı çalışıp beklemedeyim ne yapalım.
Bitti sanırsam. Oha sağlam yazdım lan yalnız. Neyse hadi blog.
Suya gittim.
Edit: Su içtim geldim. Balkondan aşşağı baktım. Bir kedi vardı.
"-pispispispis!!
-*noluyor lan dercesine bakmak*
-uyusana lan sen artık
-*sen uyuyorsun sanki lavuk dercesine bakmak*
-harbi lan. ben de gidip uyuyayım. hadi iyi geceler kanka."
Posted by DhargaN at 4:24 AM 1 comments
Thursday, July 09, 2009
Çikolatalı Sütlaç!
- 1 litre süt
- 1 su bardağı şeker
- 1,5 çay bardağı pirinç
- 2 çorba kaşığı pirinç unu
- 1 çorba kaşığı kakao
- 1 paket ufak çikolata (40 gr)
- 1 paket vanilya
Önce pirincin üzerine 2 su bardağı su konur, kısık ateşte suyu çekene kadar pişirilir. Sonra üzerine soğuk süt, şeker, kakao ve pirinç unu eklenir, iyice karıştırılır. Orta ateşte yerleştirilir, sürekli karıştırarak kıvam alana kadar pişirilir. Ateşten almadan hemen önce rendelenmiş çikolata ve vanilya katılır, karıştırılır. Sonra kaselere paylaştırılır.
Bunu yapıcam yarın. Bence çol güzel olacak.
Naber blog? Bitti olm intibak. Artık regular studentım. Beklediğimden düşük geldi ortalama, 2.4 ama.. Yine de iyi bence. 1.6 dan çıktık nihayetinde. Hiç ders kalmadı ikinci sınıftan ama database i yükselticem. DD geldi. Hoş değil.
Geçen zamanda başka neler oldu? Dilay'la konuştum. Tabi ki istemedi. What a surprise... Dur sana o günden bahsedeyim.
İki gün önce..
MSN den konuşuyoruz. Dedim artık görüşmeli. "Görüşelim" dedim. Olur dedi. İşte bi arkadaşlarının mezuniyeti varmış oraya gel görüşürüz dedi. Başbaşa görüşseydik dedim içimden ama...
Bir gün önce...
Hayatımda ilk defa orjinal parfüm aldım. Parfümün adının sonradan "Higher Dior" olduğunu öğrenmem ise trajikomik bir olaydı gerçekten. Higher dedi zaten. Neyse.
O gün...
Akşama kadar cıncık gibi oldum. Favori outfitimi giydim. Hazırdım. Mesaj geldi, gittim. İşte ablası, o, Berkay ve iki kişi daha vardı. Saçları iyice uzamış, o kadar tatlı olmuştu ki.. Kafayı yedim ben yine görünce. Neyse efendim muhabbetle geçti bir saat falan. Sonra ortamda duygusal parçalar çalmaya başladı ve gözleri doldu. Ben dedim "tamaaam buldun yine bir enkaz aşık oldun. afferin." Hayır nasıl bir canavar ağlatır bu kızı. Cezasını da benim gibiler çeker üstüne. Neyse hiç girmeyeceğim o konuya blog.
"Gel istersen biz gidelim okula" dedim. Kalktık, okula gittik. Okulda mezuniyet var, her yer mum ışığı. Yani ayarlasan olmaz bu kadar romantik bir ortam. Orda çöktük bir banka. Ben konuyu getirmeye çalışıyorum tam başaracakken Deniz ve Berkay geldi. Tam umudumu yitirmişken Deniz, "siz oturun biz gelicez şimdi" dedi. Hayatımdaki kıyaklar listesinde Top-5 e girer bu yani. Ben de "Başka fırsat bulamayacağım.." diye başlayarak anlattım neyse işte.. Uzatmayacağım... O da bana böyle kalmamın en iyisi olduğunu söyledi. Sonra saçma bir kıvraklıkla konuyu değiştirdim.
Kalktık ordan insanların yanına gidiyorduk ki "bulamazsınız biz gelicez birazdan" dendi. Yerimize de dönemedik, kapılmış. Ayakta dineldik. Böcek fobisi varmış rahat duramadı bir türlü. "Otursak keşke" falan demeye başladı. Ben boş yer aradım. Baktım orda bi amca oturuyor, yanındaki bank boş. Gittim, "amca burda oturan var mı?" dedim "yok" dedi. Koca bankı yüklendim, yanına gittim. "Ne manzarası istersin? İzmir manzaramız var şöyle, istersen böyle mezuniyet manzaramız var?" dedim. Gülerken on kat daha güzel oluyor. İzmir manzarasına karşı bir yarım saat oturduk beraber. Konuştuk. Konuştukça "neden olmadı.. keşke olsaydı.. yaaa.." dedim. Neyse, bu iş de burada bitti blog.
Şimdi beni ya blockladı ya da çalışmaya gitti ya da offline takılıyor. Kısacası görmüyorum hiç. Görsem de o bana umut vermemek için yazmicak ben onu rahatsız etmemek için yazmcak. Yazık oldu. Hayırlısı.
Başka ne oldu? Aşşağı kata bi komşu taşınmış. Adı Natalie. Almanca öğretmeni, staj yapmakta kendisi burda. Görüşelim bir ara dedi. Yarın sütlaç yapıp götüreceğim kendisine. Kısmet.
Yaz okulu. Data Structures. Harika gitmekte. Labları takır takır yapıyorum. İyi gidiyor bakalım.
Başka da pek bir şey yok blog. Ev arkadaşım gitti işte o çok süper oldu. Özgürlüğün tadını çıkartmaktayım. Yalnızlığın da dibine vurmaktayım gerçi, o da ayrı konu.
Neyse yarın şu sütlacı yapayım da...
Posted by DhargaN at 10:19 PM 2 comments